..:: Portreler - Erdem Beyazıt ::..



Onu herkes ''Çün defterler açılıp hesaplar soruldukta/ Yetimin hakkı soruldukta yoksulun hakkı soruldukta/ Milletim omuz omuza verip kıyama duruldukta/ Gündüzler nasıl beklerse gecenin bitmesini/ Sabırla söküyorum bu tarih gecesini'' dizeleriyle tanıdı. Bir dönem Türk edebiyat dünyasının önemli yazarlarının yetiştiği ''Mavera'' edebiyat dergisini çıkaran şair ve eski milletvekili Erdem Bayazıt, şimdi akciğer kanseriyle mücadele ediyor.

Hastalığı sebebiyle şiir çalışmalarına ara verdiğini belirten Bayazıt, ''Şu anda hastalıkla mücadele ediyorum. Elimi bazen telefona bile uzatamıyorum. Kemoterapi, radyoterapi, ışın tedavileri bütün enerjimi düşürüyor. Terapiler yeni bitti. Doktorlar işler yolunda diyorlar'' dedi.

''Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden/ Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden/ Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini/ Sonra ses olur/ Zamanın idrak incisi döner döner de/ Yönelir Sebebe/ Sebep Ey'' gibi, şiirlerinde bozulan toplum düzeni ile yaratıcıdan kopan insanın manevi kurtuluşunu işleyen Bayazıt, tedavisi süren hastalığı yenerek şiire kaldığı yerden devam etmeyi istiyor.

Bayazıt, kaleme aldığı ''Aşk'', ''Tabiat'' ve ''Savaş'' risalelerinin üzerine bir de ''Üsküdar Risalesi'' yazarak, Üsküdar'ı anlatmak istediğini dile getirdi. Erdem Bayazıt, şöyle konuştu:

''Sağlığım iyi olursa bir de Üsküdar Risalesi yazmak istiyorum. Bizim itikadımıza göre Kudüs, Üsküdar'dan başlar. Osmanlı döneminde seferler Avrupa'ya bile olsa Üsküdar'dan başlar. Kudüs'e giden yollar mutlaka Üsküdar'dan geçer. Bunları işleyebilirsek orada yaşayan halkı, tekkeleri, ezanları anlatabilirsek işte o zaman Üsküdar risalesi olacak.''

ŞİİRİNİ BAŞBAKAN ERDOĞAN DA OKUDU

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da okuduğu, hafızalarda yer eden ''Sana, Bana, Vatanıma Bir de Memleketime Dair'' adlı memleketten fotoğraf karelerini yansıttığı şiiriyle tanınan Bayazıt, ''Benim yorumum şiirim. Yorumu hep başkaları yapsın istedim ve ona riayet ettim. Ben zaten şiirimi yazmışım başkalarının yorumlaması gerek'' diye konuştu.

Bir dönemin önemli yazarlarının yetiştiği ''Mavera'' adlı edebiyat dergisini de çıkaran Bayazıt, edebiyat hayatına okul arkadaşları, yazarlar Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdeneren, Alaeddin Özdeneren, Mehmet Akif İnan ile birlikte Kahramanmaraş'ta çıkardıkları ''Hamle'' isimli kültür dergisinde başladı. O dönemde yöresel dergilerin sanat sayfalarının ulusal çapta yankı bulduğunu dile getiren Bayazıt, şunları söyledi:

''Nuri Pakdil'in açtığı bir gelenekle yöresel dergilerde sanat sayfaları yapılıyordu. Biz de 'Hamle' diye bir kültür dergisinde başladık, onu devam ettirdik. Salah Birsel'den Nurullah Ataç'a kadar bir çok ünlü isim o dönem Kahramanmaraş'ta çıkarılan Hamle Dergisi'nde bahsediyordu. Hamle'den sonra ulusal dergileri çıkarmaya başladık. O zamanın önemli dergileri, Sezai Karakoç'un çıkardığı 'Diriliş' ile 'Türk Edebiyat Dergisi'dir. Sonra da biz 'Mavera'yı çıkardık. Bu üçü birbirini takip eder ve bunların kaynağı Büyük Doğu'dur. Cenab-ı Allah'ın bize bir lütufudur, bir araya geldik ve çok verimli bir dönem yaşadık.''

 

SEZAİ KARAKOÇ'A DAİR

Mavera'nın ''çok bereketli'' bir dergi olduğunu, yazarları arasında bugünün önemli isimlerinin yer aldığını kaydeden Bayazıt, o döneme ilişkin görüşlerini şöyle dile getirdi:

''O dönemde çok ayrım yapıyorlardı. Sağcı ve Müslüman olduğun zaman sizden bahsetmiyorlardı, yokmuş gibi farz ediyorlardı. Sezai Karakoç'u bile... Oysa ki Sezai Karakoç Türk şiirinin sınırlarını genişleten bir şairdir. Gerek kullandığı temalar, yazım şekli, gerek eskiyle irtibat kurması bakımından. Biz çok tanık olduk... Cemal Süreyya onun sınıf arkadaşıydı. Ona hep 'Türkiye'de Nobel alacak tek kişisin. Türkiye'nin düşünen adamısın' derdi. Cemal Süreyya çıkardığı dergide her sayıya bir şairi kapak yapmıştır ama Sezai Karakoç'u bulunduğu çevreden aforoz edilirim korkusuyla kapak konusu yapamamıştır.''

Eskisi gibi olmasa da bugün hala ''yobazlıkların'' yapıldığını ifade eden Bayazıt, günümüzde ideolojiler arası bir denge kurulduğunu, çok sayıda eser verilmesine sevindiğini söyledi. Bayazıt, ''Şimdi bizim dergiler daha kaliteli, daha görkemli. Edebiyat alanında artık ideolojiye göre değil de, edebi değerine göre yorumlar yapılmaya başladı. Bu çok sevindirici, verimi artırıcı bir şey. Ortak akıl, ortak değerleri de kabul ediyor'' dedi.

MİLLETVEKİLLİĞİ YILLARI VE SİYASET

Ankara'dan İstanbul'a taşınan Mavera dergisinden ayrılarak Devlet Planlama Teşkilatına girdiğini dile getiren burada Turgut Özal'ın teklifinin ardından Kahramanmaraş'tan milletvekili seçilerek politikaya atıldığını söyledi.

Erdem Bayazıt, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ben biraz çevreciyimdir. Çevre komisyonunun kurulmasında etkim oldu. Bu komisyonu Turgut Özal devamlı komisyon haline getirdi, arkasından bakanlık oldu.

Çevre Bakanlığının kurulmasında çok büyük katkılarım oldu. İlk Çevre Bakanı gelip 'bana borçlu olduğunu' söyledi. 4 yıl Milli Eğitim komisyonunda çalıştım. Zannederim faydalı da olduk. Bu dönemde zorluklar da yaşadım. İlk eşim çok hastaydı, 1-2 ay yanında hastanede kaldım... Ve neticede vefat etti. Çocuklarım lisedeydi. Yine de bu dönem elimden gelen hizmeti yapmaya çalıştım.''

ERDEM BAYAZIT KİMDİR?

Kahramanmaraş'ta, 1939 yılında doğan Erdem Bayazıt, ilk ve orta öğrenimini burada tamamlayarak 1971'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

Mezun olduğu Kahramanmaraş Lisesi'nde kısa bir süre edebiyat öğretmenliği yapan şair, daha sonra Kahramanmaraş İl Halk Kütüphanesi'nde müdür olarak görev yaptı. İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuvarının kuruluş günlerinde genel sekreter olarak görev yapan şair, Milli Eğitim Bakanlığında Basın Bürosu Memurluğu, Milli Kütüphane Süreli Yayınlar Şube Müdür Yardımcılığı görevlerinde de bulundu.

Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Daire Başkan Yardımcılığı görevini yürütürken istifa ederek, kurucusu olduğu Akabe Yayınlarının ve Mavera dergisinin yönetimini üstlenen Bayazıt'ın, ilk şiir kitabı ''Sebeb Ey'' 1972 yılında Edebiyat Yayınları arasında yayımlandı. Son şiirleri ''Risaleler'' adı altında 1987'de Akabe Yayınlarından çıktı. 1981 yılı Temmuz ayında Ajans 1400 adlı bir firmanın film ekibiyle beraber Afganistan'a doğru yola çıkan şair, Şenol Demiröz, Yücel Çakmaklı, Ahmet Bayazıt, Çetin Tunca, Halil İbrahim Sarıoğlu ve Necdet Taşçıoğlu'ndan oluşan çekirdek bir kadro ile birlikte Pakistan'ın Peşaver kenti başta olmak üzere İran, Hindistan ve Afganistan içlerini gezerek izlenimlerini ''İpek yolundan Afganistan'a''' adlı eserinde topladı.

Bu eserle 1983 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Basın Ödülünü kazandı. 1984'te Akabe Anonim Şirketi'nin İstanbul'a taşınması kararıyla bu görevini devrederek yeniden memurluğa dönen Bayazıt, DPT'ye sözleşmeli personel olarak girdi. Şair, daha sonra bu görevi bırakarak 1987 yılı seçimlerinde Kahramanmaraş'tan milletvekili adayı oldu. 30 Kasım 1987 milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi'nden aday olan Bayazıt, Kahramanmaraş milletvekili seçilerek TBMM'nin 18. Dönemi'nde Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev aldı. 1992 seçimlerinde adaylığını koymayan Bayazıt, İstanbul'a yerleşti. Evli ve dört çocuk babası olan Bayazıt'ın şiir ve yazıları Açı, Hamle (Kahramanmaraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklal, Büyük Doğu, Edebiyat, Mavera, Yedi İklim ve Hece dergilerinde yayınlandı.

BAŞBAKAN'IN OKUDUĞU ŞİİRLERİ

Erdem Bayazıt'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından okunan ''Birazdan Gün Doğacak'' şiiri şöyle:

''Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı/Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın/ Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak/ Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana/ O inanmışlar çağının. Zaman akar, yer direnir, gökyüzü kanat gerer/ Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde/ Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz/ Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger. Gün doğar, rüzgar eser, bulut dolanır/ Rahmet şarkısı söyler yağmurlar/ Alnınız en soylu isyandır demir külçelere/ Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar/ Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.

Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı/ Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin/ Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin/ Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı. Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden/ Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası/ Ey dağları yerinden oynatan ses ey mermeri toz eden rüzgar/ Ey alemi donatan ışık toprağa can veren el. Gün olur, toprak uyanır, uyanır böcekler/ Sarı bozkır titrer çıplak dağlar yeşerir gök yıkanır kirli dumanlardan/ Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler/ Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından. Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü/ Çatlayacak yalanın çelik kabuğu/ Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.''

-SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR

Erdem Bayazıt'ın, Başbakan Erdoğan tarafından okunan ''Sana, bana vatanıma, ülkemin insanlarına dair'' başlıklı şiiri ise şöyle:

''Telgrafın tellerini kurşunlamalı?/ Öyle değildi bu türkü bilirim/ Bir de içime/ -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-/ Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek/ Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen/ Haberler bilirim mektuplar bilirim. Gamdan dağlar kurmalıyım/ Kayaları kelimeler olan/ Kırk ikindi saymalıyım/ Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma/

Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından/ Baştan ayağa ıslanmalıyım/ Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım. İçimde kaynayan bir mahşer var/ Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar/ Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde/ Ya da çamaşır sererken bahçelerinde/ Birden alıverirler kara haberini/ Okul dönüşü bir trafik kazasında/ Can veren oğullarının. Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim/ Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş/ Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine/ Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin/ Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan/ Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde/ Örneğin Hint Okyanusu gibi derin/ İsyanın kapkara sularına dalan. Nice akşamlar bilirim ki/ Karanlığını/ Bir millet hastanesinde/ Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda/

Başını kalorifer borularına gömmüş/ Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden/ Haber sormaya korkan/ Genç kızların yüreğinden almıştır. Bir de baharlar bilirim/ Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği/ Anadolu bozkırlarında/ İstanbul'dan çıkıp Diyarbekir'e doğru/ Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen/ Cesur otobüs pencerelerinden/ Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen/ Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında/

Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının/ Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken/ Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen. Yazlar bilirim memleketime özgü/ Yiğit köy delikanlılarının/İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları/ Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan/ Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan/ Diğeri kan ter içinde yayla yollarında/ Mavzerinin demirini alnına dayamış/ Yüreği susuzluktan bunalan/ İçinden mahpushane çeşmeleri akan/ Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp/ Apansız silahına davranan/ Nice delikanlıların figüranlık yaptığı/ Yazlar bilirim memleketime özgü/

Güzler bilirim ülkeme dair/ Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir/ Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha/ Kalbim gibi/ Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri/ Titreyen kenar mahalle çocukları/ Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için/ Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi. Kadınlar bilirim ülkeme ait/ Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak/ Göğüsleri Çukurova gibi münbit/ Dağ gibi otururlar evlerinde/

Limanlar gemileri nasıl beklerse/ Öyle beklerler erkeklerini/ Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi. İsyan şiirleri bilirim sonra/ Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden/ Harfler harp düzeni almıştır mısralarında/ Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır/ Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda/ Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır. Müslüman yürekler bilirim daha/ Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet/

Eller bilirim haşin hoyrat mert/ Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır/ Her kırışığı sorulacak bir hesabı/ Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır. Bütün bunların üstüne/ Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim/ Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim/ Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli/ Adın kurtuluştur ama söylememeliyim/ Can kuşum, umudum, canım sevgilim.